AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
EN SON PAYLAŞILAN KONULAR
Konu Yazan GöndermeTarihi
Perş. Ekim 11, 2012 2:53 pm
Çarş. Ağus. 03, 2011 5:22 am
Paz Tem. 31, 2011 5:04 am
C.tesi Tem. 30, 2011 11:57 pm
Çarş. Şub. 02, 2011 5:45 pm
Ptsi Nis. 13, 2009 10:40 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:34 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:21 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:11 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:03 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:59 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:30 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:27 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:25 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:23 am

Paylaş | 
 

 Filistin: Peygamber Soyunun Ebedî Mülkü

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
kalemimm
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 18
Kayıt tarihi : 29/01/09

MesajKonu: Filistin: Peygamber Soyunun Ebedî Mülkü   Perş. Mart 19, 2009 2:11 pm



İslâm öncesi dönemde Mekkelilerin yaz seferlerinin başlıca nihai istasyonlarından biriydi Gazze. Bizans'ın bir ticaret merkezi olarak yükselttiği bu eski yerleşim Akdeniz'in başlıca ticaret koloni ve antrepolarına açılan limanı ve Mısır'dan Şam'a Kudüs'ten Petra üzerinden Basra'ya uzanan kervan güzergahları sayesinde Kureyş'in arz ve talep edebileceği tüm ürünleri alacak ve satacak zenginlikte bir mal ve tüccar çeşitliliğine ev sahipliği yapıyordu. Bu yüzden de özellikle Arabistan ve Mısır'dan gelen tüccarlar için önemli bir cazibe merkeziydi.

Mekke ticaretinin güven içinde gerçekleşmesi için önemli adımlar atmış olan Kureyş’in ulusu Hâşim b. Abdümenaf’ı ölüm ticari amaçlı seferler için geldiği Gazze’de yakalayacaktır. Ve bir yüzyıl içinde Hâşim’in mezarının bulunduğu topraklar torunu Muhammed (sav)’in insanlığa getirdiği yepyeni dinle yıkanacaktır. İnsanlığın efendisi Muhammed (sav)’in atası olması hasebiyle tarih ona paye verecek; Gazze “Gazzetü Hâşim” lakabıyla anılmaya başlayacaktır.


Gazze'nin bu ticarî çeşitliliği 80 kilometre kuzeydoğusunda kalan Kudüs'ün dinî ve kültürel zenginliği ile de ayrı bir uyum sağlamaktaydı. Bölgenin çevredeki elverişsiz ve kurak arazilere nispetle oldukça verimli olması Filistin'i nâmı diğer Kenan ilini tarih boyunca hep bölge ülkelerinin güç çekişmelerinin odağı yapacaktı.
Gazze ve Kudüs Filistin topraklarının tarihin zengin mirası ile buluştuğu zirve şehirlerdi. Nitekim insanlık tarihinin bilinen en eski şehri olan Eriha binlerce yıllık mazisi ile Kudüs'ün yalnızca 35 kilometre doğusunda yaşamaya devam ediyordu.
Filistin topraklarının meçhule karışmış tarihi ilk Mezopotamya devletlerinin bölgeye ilgisiyle aralanmaya başlar. Finikelilerden Mısırlılara Hititlerden Nabatilere kadar muhtelif medeniyetlerin idaresi altında kaldığı tahmin edilen Filistin topraklarının esas itibariyle üç farklı medeniyet tarafından temel yaşam alanı olarak seçildiği söylenebilir. Bunlardan ilki Sâmî bir kavim olduğu tahmin edilen Kenanlılardır. Öyle ki Filistin bölgesi için ilahî kitaplarda geçen "Kenan" ismi de buradan gelmektedir.
Bölgenin ikinci önemli yerleşimcisi bir deniz kavmi olan ve daha ziyade bugünün Gazze Şeridi civarında yerleşen Hint-Avrupa kökenli Filistlerdir. Ve nihayet bölgenin üçüncü yerleşimcisi komşu Mısır'ın idaresi altında yaşayan ve Firavun'un zulmünden kaçarak Hz. Musa öncülüğünde bölgeye yerleşen İsrailoğullarıdır. Bu toprakların Tanrı tarafından kendilerine vaat edildiğini (arz-ı mev'ûd) ileri sürerek bölgedeki Sâmî kavimlerle Filistlere karşı büyük bir savaş başlatan İsrailoğulları M.Ö. XI. Yüzyıl sonlarında bölgede ilk İsrail Devletini kurmuşlar; Hz. Davud ve Süleyman dönemlerinde de sınırlarını oldukça genişletmişlerdir. İlk Yahudi mâbedi Mescid-i Aksâ'nın inşası da bu dönemde gerçekleştirilmiştir. Filistin toprakları üzerinde yükselen söz konusu devlet çok geçmeden ikiye ayrılmış; Asur ve Bâbillliler tarafından farklı zamanlarda yıkılan bu iki Yahudi krallığının ardından bölge iki asır boyunca Mısır'a kadar uzanan geniş bir imparatorluk kuran Pers idaresinde yaşamıştır. Bâbil döneminde bu topraklardan sürülen 40.000 İbranî Pers hükümranlığı altındaki topraklara yeniden dönmüş; ancak Suriye ve Mısır'ı fethederek bölge üzerinde hâkimiyet kuran Büyük İskender'le Filistin toprakları Helenistik krallıkların eline geçmiş ve katı bir kültürel ve dinî Helenleştirme hareketine maruz kalmıştır.
M.Ö. 63'te Romalılarca istila edilen Filistin toprakları bu dönemde bütün tarihi kimliğinden neredeyse tamamen arındırılmış; Kudüs tüm kültürel zenginliğinden koparılarak bir Roma şehri olarak yeniden inşa edilmiştir. Filistin'in Nâsıra kasabasında doğan Hz. İsa ile tarihî dokusuna çok önemli bir çeşni daha katan Filistin toprakları Roma imparatoru Konstantinos'un Hıristiyanlığı kabulü ile ayrı bir kutsallık kazanmış; Hıristiyanlaştırılan şehir sık sık Yahudi ayaklanmalarına sahne olmuştur. Roma İmaparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra Bizans elinde kalan bölgede Hıristiyanlık büyük bir hızla yayılırken Yahudilere yönelik baskılar da gittikçe artmıştır.
Gazze ve Kudüs Bizans kalıpları içinde Hıristiyanlık ruhuyla yoğrulmuş iki şehir görünümündedir bu dönemde. Ne Hıristiyanlar ne de kendileri gibi semavî bir dine mensup olan Hıristiyan Bizans'ın yönetiminde yoğun baskılara maruz kalan Yahudiler bilmekten uzaktır Kureyş'ten gelen ticaret kafileleri içinde bölgede kısa zaman sonra yeşerecek yeni ve muazzam bir zenginliğin tohumlarını ekecek bir peygamberin büyük dedesinin de yer aldığını. Mekke ticaretinin güven içinde gerçekleşmesi için önemli adımlar atmış olan Kureyş'in ulusu Hâşim b. Abdümenaf'ı ölüm ticari amaçlı seferler için geldiği Gazze'de yakalayacaktır. Ve bir yüzyıl içinde Hâşim'in mezarının bulunduğu topraklar torunu Muhammed (sav)'in insanlığa getirdiği yepyeni dinle yıkanacaktır. İnsanlığın efendisi Muhammed (sav)'in atası olması hasebiyle tarih ona paye verecek; Gazze "Gazzetü Hâşim" lakabıyla anılmaya başlayacaktır.
O vakte kadar çölden gelen kervanları hep Bedevi Arapların pek de aşina olmadıkları deniz rayihası ile karşılamış olan Gazze Kureyş'in çevre kabilelerden satın alıp kuruttuğu keçi derilerinin ağırlaşmış kokusunun kandil yağı buhur ve baharat kokuları ile birbirine karıştığı başdöndürücü bir şehir olarak iz bırakmıştır Kureyş tacirlerinin zihninde. İslâm tarih kaynaklarında Ömer b. Hattab'ın İslâm öncesi servetinin esas kaynağının Gazze'den neşet ettiği nakledilir. Bedir Savaşına yol açan Ebû Süfyan kumandasındaki zengin ticaret kervanının da Gazze'den döndüğünü kaydeder kaynaklar. Gazze'nin büyüklüğü zenginliği ulucamiinin güzelliği ve etrafındaki bağ ve bahçelerin bereketi İslâm coğrafyacılarının eserlerine taşar.

Filistin Yahudi geleneğinde ne olursa olsun varılması kavuşulması istenen mutlak bir hedeftir. Zira Ahd-i Atîk’te bu toprakların Hz. İbrahim ve onun soyundan gelenlere “ebedî mülk” olarak verileceği vaadedilmiştir. Tevrat Hz. İbrahim ve zürriyetine mensup olma şartına burayı haketme ve Allah’ın emirlerine ve kanunlarına bağlı olma şartını da eklemiştir.

Hz. Ebûbekir döneminde Bizans üzerine gönderilen İslâm ordusu Gazze Ecnadeyn ve Kudüs'ü alarak Filistin'de İslâm hâkimiyetini başlatırken Hz. Ömer döneminde Kudüs halkı halife ile anlaşma yaparak şehri halifeye teslim eder. İslâm Devleti'ne ödedikleri cizye ve harac karşılığında can ve mal güvenliği ile din ve ibadet hürriyeti kazanan Yahudiler yeni iktidarla rahat bir nefes alır. Kudüs'ün ardından çok sayıda şehri ele geçirilen Filistin'in tam anlamıyla fethi Emevi halifesi Muaviye b. Ebî Süfyan döneminde gerçekleşirken İslâm idaresi altında huzur ve sükun bulur Yahudi zümreler.
Emevî Abbasî Fatımî ve Selçuklu yönetimlerinde varlığını devam ettiren Filistin XI. Yüzyılda mukaddes şehir Kudüs'e dayanmanın hırs ve aşkıyla gözü dönen Haçlıların hedefi haline gelir. İnsanlık tarihinin en acı katliamlarından biri yaşanır Filistin topraklarında. Müslüman vali ve etrafındaki yakın adamları dışında şehirde bulunan bütün Müslümanlar ve Musevîler kılıçtan geçirilir; altın yuttukları iddiasıyla öldürülen Arapların kılıçlarla karınlarının deşildiği rivayetleri dönemin Hıristiyan tarihçilerinin eserlerine yansır. Mescid-i Aksâ'ya sığınanlar dahil bütün kadın ve çocukların katledildiği Haçlı seferlerinde Kudüs ve Filistin toprakları kanla sulanır.
İkiyüzyıl boyunca Filistin hasreti çeken Müslümanların Filistin'e yeniden kavuşmaları Selahaddin Eyyubî'nin Haçlı Seferleri sırasında kurulan Hıristiyan Krallığı'na son vermesiyle gerçekleşecektir. Zafer sevincinin büyük bir olgunluk içinde kutlandığı Kudüs'ün fethi Hıristiyanlara şehir içinde kalma izni verirken Yahudilere de bölgeye yerleşme fırsatı sunacaktır. Memlukler döneminde bu müreffeh yapısını devam ettiren Filistin toprakları Yavuz Sultan Selim'in Mercidabık zaferinden sonra 400 yıllık Osmanlı hâkimiyetinde büyük gelişme kaydedecektir.
Tarih boyunca büyük kültür ve medeniyetlerin elinde sürekli el değiştirmiş olan Filistin topraklarının hiç şüphe yok ki bu cazibesinin olduça somut gerekçeleri vardır. Hz. İbrahim'den beri pek çok peygamberin yaşadığı mukaddes bir bölgede yer alması içinde Hz. Süleyman tarafından inşa edilen Beytülmakdis'i barındırması Mûsevîlik Hıristiyanlık ve İslâm gibi üç kitabî din için taşıdığı önem bu toprakları tarih boyunca haklı bir şöhretin sahibi yapmıştır. Hz. Muhammed (sav)'in miraç için Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götürülmesi Müslümanların ilk kıblesi olması ve Kur'ân'da bu mekanla ilgili olarak yapılan atıflar nedeniyle Kudüs Mekke ile birlikte İslâm şehirlerinin kalbi sayılmıştır.
Filistin Yahudi geleneğinde ne olursa olsun varılması kavuşulması istenen mutlak bir hedeftir. Zira Ahd-i Atîk'te bu toprakların Hz. İbrahim ve onun soyundan gelenlere "ebedî mülk" olarak verileceği vaadedilmiştir. Tevrat Hz. İbrahim ve zürriyetine mensup olma şartına burayı haketme ve Allah'ın emirlerine ve kanunlarına bağlı olma şartını da eklemiştir. Ve "Mısır diyarından çıktıkları günden beri Rabbe asi olmuşlardır. Öküz kendi sahibini eşek de efendisinin yemliğini bildiği halde İsrail Rabb'ini bilmemektedir. İsrailoğulları suçlu bir millettir; haksızlığı yüklenmiş olan bir kavimdir; kötülük işleyenlerin zürriyyetidir. Rabbi bırakmışlar ahdi bozmuşlar başka ilahların ardında gitmişlerdir." ifadeleriyle İsrailoğullarının Filistin'i hakedemediğini ilan etmiştir.
Tarih göstermiştir ki Tevrat'ın da haber verdiği üzere Tanrı'nın vaadi olan Filistin toprakları gerçekten de Hz. İbrahim'in zürriyyetine nasip olmuştur. Ancak onun İshak soyuna değil; Hz. Muhammed (sav)'in de mensup olduğu İsmail koluna.
Dr. Nihal Şahin Utku
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Filistin: Peygamber Soyunun Ebedî Mülkü
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahiyat Forummum :: İLAHİYAT FORUMMUM - KÜLTÜR & SANAT & TARİH :: İlahiyat Forummum |İslam Tarihi|-
Buraya geçin:  
EN SON PAYLAŞILAN KONULAR
Konu Yazan GöndermeTarihi
Perş. Ekim 11, 2012 2:53 pm
Çarş. Ağus. 03, 2011 5:22 am
Paz Tem. 31, 2011 5:04 am
C.tesi Tem. 30, 2011 11:57 pm
Çarş. Şub. 02, 2011 5:45 pm
Ptsi Nis. 13, 2009 10:40 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:34 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:21 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:11 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:03 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:59 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:30 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:27 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:25 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:23 am
nursungurnur@hotmail.com
Powered by phpBB © phpBB Group
Copyright © 2007 By Admin Tomurcuk & Administrator
©PhPBB
Yetkinforum.com | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Kendi blogunuzu yaratın